15.yy’dan sonra Orta Asya’dan getirdiğimiz, Anadolu’da zirveye çıkarttığımız,"Türk Kağıdı" adı ile Avrupa’ya tanıttığımız çok eski bir geleneksel sanatımızdır. Eskiden önemli kitaplarımızda kapak olarak kullandığımız bir ciltleme malzemesi olan ebru, şimdilerde evimizin duvarlarını süslemektedir. Ayrıca kumaşa, cama, ahşaba ve tuvale de çalışılarak kullanım alanı genişletilmektedir.
Bu sanat, usta-çırak ilişkisi ile öğrenilir. Bir kitaptan veya kendi kendine öğrenilemez. Klasik ebru sanatı tekniğini bilen bir ustanın deneyimlerini paylaşmasıyla öğrenilir.
Damlalardan oluşan ebru sanatında ortaya çıkan eserin aynısı yapılamaz. Çünkü damlaların suda aynı şekilde dağılması imkansızdır.
Büyüleyici desenlere sahip olan ebru sanatı, bizleri sanki mikro ve makro alemlerden çıplak gözümüzün göremediği güzellikler sunmaktadır. Venüs gezegeninden gelen fotoğraflar, kan hücresinin mikroskopta görüntüsü ebruya çok benzer. Ebru sanatı sadece göze hoş gelen zarif bir görüntüde değildir. İnsan ruhunun güzelliklerini ortaya çıkaran terapi özelliği de vardır. 9. yy’dan beri varlığı bilinen Darüşşifalar’da müziğin eşliğinde birçok sanat gibi ebru da kullanılmıştır. Bugün modern psikolojinin kabul ettiği “arınma” bu sanat sayesinde mümkün olmaktadır. Ebru Sanatı ile uğraşanlarda olumluluk, stres kontrolü, yaratıcılık, disiplin, özgüven, hilm(huylarda meydana gelen yumuşaklık) ve motivasyon gibi kişisel özelliklerin geliştiğini yakından görmekteyiz.
"Ebru suyla boyanın dans etmesidir."



